İslam İklimi bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir. 5651 sayılı yasaya göre bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. 5651 sayılı yasaya göre sitemiz mesajları kontrolle yükümlü değildir.
Siyasi içerikli yazılar ve yorumlar yasaktır. Bu tür yazılar hemen silinir
İnsanın dünyaya gelişiyle birlikte içi görünmeyen kum saati işlemeye başlıyor. Herkesin kum saatindeki zamanı farklı kimse ne kadar zamanı kaldığını yada ne kadar daha yaşayacağını bilemiyor. Her kum saatinin kendi özelllikleri ve kumları var. Hiçbiri birbirinin aynı değil işin sırrı ve güzel yanıda bu olsa gerek. Dünyamızın öyle İlahi bir dengesi varki sadece ayak uydurmak ve farkına varmamız lazım. Kum saatimizdeki kumlar azalmadan, son kum düşmeden önce hayatın anlamını anlayarak yaşamalıyız.
Tüm insanlar aynıyınız aslında.
Ruhlarımızın sıkıştığı bedenlerde yaşıyoruz kayıtsızca.
Kötülükler var,tatminsizlikler var ,hep birileri suçlu,hep birileri düşman ve hep birileri kurban..
Şikayetlerle geçiyor ömrümüz.
Ellerimizde ki aynaları kendimizden başka herkese tutuyoruz.
Hepimiz aynı romanda olsakta ,başrol için sürekli yarışıyoruz.
Bilmiyoruz ki aslında birbirimize aynı kitabın öykülerini anlatıyoruz.
Ya tatminsizliklere ne demeli?
Varlık içinde yokluk çekiyoruz, çünkü varlığı sadece maddi olarak algılıyoruz.
Zamanı müsrifçe harcıyoruz (paha biçemediğimiz için olsa gerek).
Dostlukları umursamazca söndürüyoruz.
Kum saatindeki kumlar gibiyiz.Akış yönümüz aynı, dibe düşme anlarımız farklı.
Saat kırıldığında,kumlar akmak için birbirine çarpmadığında,sadece ve sadece bir kum tanesinden ibaret olduğumuzda ,kitap sadece birini anlatıcak.
Yeryüzünde tamamen yalnız kalmış, biz olmaktan çıkmış bir olmaya mahkum birimizi...
Mecnun Misali Leylâ’nın Zülfüne Hemen Gönül Bağlama.
Çünkü seni AŞK Çöllerinde Gezdirip Duran Leylâ Değil Mevlâ’dır...
__________________
Bu ileti en son nergiz
tarafından 19.10.2011- 11:47 tarihinde, toplamda 1 kez değiştirilmiştir.
Hayat bir kum saati misali ters dönmüs sürekli akiyor hic bir sey geri ceviremiyor artık dökülen kum tanelerini ömrümüzden günler gidiyor...
Her kum tanesi bir olayı bir anı bir mutlulugu hüznü acıyı anlatiyor adeta
En kücük taneler aşk gibi hızla akıp geciyor ama önünde engell oluyor büyük kum taneleri yolunu tıkıyor akısını engelliyor...
Benim hayatımda kum saati misali geri dönülmez anları geri dönülmez duyguları yasatıyor bana su anımı bir kez daha yasamak mümkünmü yada bu sevgiyi bir kez daha anlatmak sana
Yok güzelim cok gec kaldın sen az önce düstü seninde tanen ve digerlerinin arasına karıstı bir cok engel bulmustum oysa önüne en büyük kum taneleri hatta cakıl tasları koydum akıp gitmesin hayatın icinde diye ama sen istemedin ve ısrarla digerlerinin arasına karıstın
Cok ugrastım sen onların arasına düsme diye ama digerlerini itip yinede aradan sıyrıldın
Milyonlarca yasanmıs olay milyonlarca kum tanesi arasında artık sende varsın ama bi farkla hic unutulmayacak yaralar bıraktın
Kalbime bir tas gibi saplandın düsün simdi camura saplanmıs bir cakılı ordan cıkardıgında olusan cukurlugu iste kalbimde öyle bir cukurda sen actın
Gözlerimi kapatıp gecmisi canlandırıyorum
Yasadıgım tüm olaylar bir film gibi geciyor gözlerimin önünden
Cocuklugum okul hayatım gencligim
Sonra baslıyor sana sevdam
İlk gözgöze geldigimiz an
Ellerinden ilk tuttugum gün
İlk seviyorum deyisim
Sonra sonrası olmadıki bu sevdanın
Gözlerimi aciyorum ve son kum tanesi kücük delikten sıyrılıp düsüyor
Geriye ne ben kaliyorum nede sevdalarım
Yasadıklarım kalıyor benden geriye ve yasanların icinde yaralı bir ben bırakan ve hayatımın gözlerin önünde kararıp bitmesini izleyen sen...
Mecnun Misali Leylâ’nın Zülfüne Hemen Gönül Bağlama.
Çünkü seni AŞK Çöllerinde Gezdirip Duran Leylâ Değil Mevlâ’dır...
Dünyanın en büyük kum saati
Budapeşte'de şehir parkına yakın bir yerde bulunuyor. Kum saatinin içindeki kum, bir yıl boyunca aygıtın bir yanından diğer yanına akıyor son zerreler tam olarak yeni yılın gece yarısında akacak şekilde programlanmış. Ardından saat manuel olarak ters düz ediliyor ve yeni yıl için yeniden zamanı ölçmeye başlıyor. Saati 180 derece döndürmek 45 dakika sürüyor, ve metal kablolarla bu işlemi yapmak için 4 kişi gerekiyor.
Time Wheel isimli bu saat Istvan Janaki tarafından tasarlanmış.
Mecnun Misali Leylâ’nın Zülfüne Hemen Gönül Bağlama.
Çünkü seni AŞK Çöllerinde Gezdirip Duran Leylâ Değil Mevlâ’dır...
Senenin basinda evimizin duvarina astigimiz takvimden her gün bir yaprak kopariyoruz. Birer birer kopuyor takvimin yapraklari. Bir de bakiyoruz ki, o kocaman takvim yapraklari tükenmis, senenin sonu gelmis. Biten takvimin yerine bir yenisini asiyoruz. Bu olay bizi düsüncelere sevk ediyor. Kopan her takvim yapragiyla birlikte, ömrümüzden bir gün geri gelmemek üzere gidiyor. Belki duvardaki takvimin tükenisinden haberimiz oluyor ama, ya ömrümüzün hizla azalmasindan, gün be gün sona dogru yaklasmasindan haberimiz var mi? Biten takvimi yeniledigimiz gibi ömrümüzü de yenileyebilme, uzatabilme imkânimiz olacak mi?
Günler geceler birbirini kovalarken, olaylarin akisina kapilip günlük dertlerin arasinda boguluyoruz. Sanki kasamizda koca bir ömür varmiisçasina, bitmeyecek bir ömrü yasiyormusçasina kendi dünyamizda doludizgin kosturuyoruz. Geçen günlerle beraber, aslinda ömrümüzün geçtigiini hiç düsunuyormuyuz?..
Nehir kenarinda yasli bir adam dalgin dalgin hizla akan suya bakiyordu. Genç adam yaklasip: “Amca, çok dalmissin, neye bakiyorsun öyle? ” diye sorunca ihtiyar adam içini çekerek: “Akan ömrüme evladim, akan ömrüme bakiyorum.” der.
Yasadigimiz su zamanda insan, akintiya kapilmis gibi yasiyor. Sel gibi kopup gelen hadiselerin içinde sürüklenip gidiyor. Bu telâseli yasama hiziyla, degil durup düsünmek, ömrünün gün gün geçtigini, tükendigini bile unutuyor.
Sahi, insanin ömrü ne kadar? Bir nehir kadar hizli mi akar? Ezanla namaz arasi kadar kisa mi olur? Takvim yapraklarininn birer birer koparak tükendigi gibi, insan ömrü de gün be gün sona dogru gider mi?
Evet, her insanin bir ömrü vardir. Dünyadaki yasayacagi günleri, alip verecegi nefesleri sayilidir.
(A’raf suresi-34)
'Her ümmetin bir eceli vardır. O ecel geldiğinde, ne bir ân erteleyebilirler, ne de öne alabilirler.'
Hâl böyle olunca insanin, aklini kullanarak nice örneklerini gördügü bu olayi bizzat yasamadan önce, hayatina, yasantisina bir çeki düzen vermesi gerekir. Öyle ya, ömür kisa ve varis da Allah'a olduguna göre, akilli bir kimse nefsin bitip tükenmek bilmeyen istek ve arzularini tatmin edecegim diye sayili nefeslerini, ömür günlerini nasil bosa geçirebilir?
Dünya denilen geçici hayat, bir serap gibidir; parildar, kandirir, kaybolur gider. Bir bulut gibi kayip gider..
Insan unutmamali ki ''Ömür bir gündür; o gün, bu gündür.''
Allah insani her seyle alâkali yarattigi için, insan ne bu gününden kopabilir, ne yarinindan, ne de ahiretinden. Zaman nehrinin içinde bu güne geldigi gibi, ömrü varsa yarina gidecek ve nihayetinde de ahirete varacaktir.
Insan istemese de bir yolcudur. Yolcu ise gidecegi yeri düsünmelidir. Tipki bir ögrencinin bugünü için çalismasi, gelecek sinavina hazirlanmasi ve ayni zamanda sene sonundaki karnesini de düsünmesi gerektigi gibi..
Gidecegimiz bir yere adim adim vardigimiz gibi, ömrümüzü de an an, gün gün yasiyoruz. Durum böyleyken ömrümüzü çok uzun zannetmekle aldaniyoruz. Hiç bitmeyecek nazariyla baktigimiz ömrümüzü hoyratça savuruyoruz.
Hele bir de karneyi düsünmeyen ögrenci gibi, mahser hesabini unuttuk mu, ebedî hayati kazanmak ya da kaybetmek gibi en önemli meselemiz en sonlara kaliyor ya da en vahimi endiselerimizin arasinda bile yer almiyor.
Yasadigi günün son gün olabilecegini hesaba katmayip, nasil olsa yarin yaparim diyen nefsimizi uyaralim bu sözle: ''Ömür bir gündür; o gün, bu gündür.''
Hayatimiz bir kum saati gibi. Düsen kumlari görüyoruz ama acaba üst tarafta daha ne kadar kum kaldi? Onu ne görebiliyoruz, ne de biliyoruz..
Biteceginde süphe olmayan bir ömür yasiyoruz. Bitecegi o kadar süphesiz ki, bu âsikâr olani düsünmemeye basliyoruz. Ve sonunda hayallerimizin pesine düsüyoruz.
Kendine değer veren, ömrünü heba etmek istemeyen ve günlerini hem dünyasi, hem de ahireti için kazançli yapmak isteyenlere Kadim Kitabimizin âyetleri rehber oluyor.
Hak ile bâtili apaçik ayiran Yüce Kitabimiz Kur'ân'da, gerçek Dostumuz Rabbimiz söyle buyuruyor:
(Asr Sûresi)
'1 - Asra yemin olsun ki,
2 - İnsan mutlaka ziyandadır.
3 - Ancak iman edenler, salih amel (iyi işler) işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye eden ve sabrı tavsiye edenler bunun dışındadır.'
Ömrümüzü verip,dünyanin fani oyuncaklarini aliyoruz. Degerliyi degersizle degistiriyoruz.Kazandiklarimizla kâr etmemiz mümkün mü?
Ancak,kazançli çikabilmenin iki yolu var: ''iman edip güzel isler yapmak,'' ve ''birbirine hakki ve sabri ögütlemek.''
Aldigi - verdigi her nefesin hesabini vereceginin bilinciyle, plânli - programli; sonuçta pisman olmayacagi bir hayati yasayanlardan olabilmek dilegi duasiyla…
Allaha emanet olunuz.
alinti
Mecnun Misali Leylâ’nın Zülfüne Hemen Gönül Bağlama.
Çünkü seni AŞK Çöllerinde Gezdirip Duran Leylâ Değil Mevlâ’dır...