islam iklimi
  • Portal
  • Forum
  • Yardım
  • Üyeler
  • Giriş
  • Kayıt

  • İslam İklimi - İslami Forum Sitesi
    İslam İklimi bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir. 5651 sayılı yasaya göre bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. 5651 sayılı yasaya göre sitemiz mesajları kontrolle yükümlü değildir.
    Siyasi içerikli yazılar ve yorumlar yasaktır. Bu tür yazılar hemen silinir
    Forum Ana Sayfası  »  İslami Kıssalar
     »  Sofraların Mahcubu

    Yeni Başlık  Cevap Yaz
    Sofraların Mahcubu           (gösterim sayısı: 40)
    Yazan Konu içeriği
    Üye Profili boşluk
    sükran-teyze
    [ sükran- teyze ]
    Yardımcı
    Kullanıcı Resmi
    Kayıt Tarihi: 25.01.2012
    İleti Sayısı: 1.908
    Şehir: İzmir
    Durum: Forumda Değil
    İletişim E-Posta Gönder
    | Özel ileti Gönder
    Konu Tarihi: 17.02.2012- 07:36


    Dünya, “aşağı yer” demekti kutsîler lügatinde. Dünya: “Olmamız gereken yerden aşağıda…” Dünya: “Yetineceğimizden çok daha az miktarda.” Dünya: “Kalmaya razı olamayacağımız kadar uzakta…” Dünya: “Kalbimize lâyık sevda yok bu sofrada…”



    “Dünyanızdan…” diye başlardı sözüne…”Dünyamızdan…” diye başlamazdı. “…bana üç şey sevdirildi” diye devam ederdi. “…ben üç şeyi sevdim” de diyebilirdi. Demezdi.

    Oysa, dünyamıza küskün değildi. Aksine, dünyamıza en incelikli davranan yine kendisiydi. Dünyamızın cansız, sessiz dağlarına bile selam veren O’ydu. Taşları bile incitmemek istercesine nezaketle yürürdü. Ağaçlara, çalılara, kumlara, bulutlara hal hatır sorardı her bakışında… Hele insanlara… Kendini paralarcasına, onların hiç dert edinmediği felâketlerini ve saadetlerini derdi edinmişti. Kendini ateşe atanlara, kendini ateşe attığını bilmeyenlere, kendini ateşe attığını bile bile küstahlık edenlere bile, mütebessimdi. Çürüyecek cesedin tenine bile taş değmemeliydi O’nun nazarında. “..yan gözle bakmadı kır çiçeklerine bile/dönünce bütün gövdesiyle döndü…”

    Dünya, “aşağı yer” demekti kutsîler lügatinde. Dünya: “Olmamız gereken yerden aşağıda…” Dünya: “Yetineceğimizden çok daha az miktarda.” Dünya: “Kalmaya razı olamayacağımız kadar uzakta…” Dünya: “Aradıklarımızı bulamayacağımız ve bulduklarımızla yetinemeyeceğimiz bir çöl gibi ayaklarımızın altında…” Dünya: “Kalbimize lâyık sevda yok bu sofrada…”

    O, “dünyamız”ın hatırını, güzel kokudan, kadından ve “gözünün nuru” namazdan ötürü sayardı. Eşyanın ruhunun habercisi olduğu için güzel koku… Dünyadan öte aşkların müjdecisi olduğu için, kadın… Sonlu bir ömürden, eskiyen bir bedenden, tükenen nefeslerden, uçup giden hecelerden bir sonsuzluk inşa ettiği için, namaz.

    Dünyada ama dünyadan değil O. Burada ama buralı değil. Yanımızda ama yanımızda olanlara razı değil. Dünyadan ötesine görmeyen gönlümüze müşfik bir eğiliş. Buralıları buradan öteye taşıyan merhametli bir el uzatış. Yanımızdakileri sonsuzluğa taşıran bir nazik bir uyarış. Dünyayı, “dünyamız” diye/bilmemize karşı yumuşacık bir anlayış. “Dünyamız”a “dünyanız” diyecek kadar yüce bir duruş, yüksekçe bir bakış…

    Yaslanabildiğinde dünyaya, üzerine bir de yemek isteyemeyecek kadar mahcup. Yemeğini yediğinde, bir de yaslanıp keyfetmeye yüzü tutmayacak kadar utangaç. İkisini birden hak etmediğini düşünüyor O. İkisini birden çok görüyor kendine. Dünyayı fazla görüyor kendine…

    Şimdi anlıyorum, yemek yerken arkasına hiç yaslanmadığını… Aynı anda hem minderine yaslanıp hem de yemeğini yiyecek kadar “yerleşik” değil dünyada… Yemeğinden yerse, minderini, döşeğini, duvarını, rahatını kenara bırakıyor. Minnet etmiyor. Yaslanacak olursa, yemeğinden suyundan vazgeçiyor. Aç kalıyor. Kök salmıyor dünyaya. Eğreti duruyor.

    Yaslanabildiğinde dünyaya, üzerine bir de yemek isteyemeyecek kadar mahcup. Yemeğini yediğinde, bir de yaslanıp keyfetmeye yüzü tutmayacak kadar utangaç. İkisini birden hak etmediğini düşünüyor O. İkisini birden çok görüyor kendine. Dünyayı fazla görüyor kendine… Dünyadan fazlasını istiyor. Yolda olduğunu söylüyor. “Geçiyordum uğradım.” edasında… Bir gölgenin altından çekiliveriyor yolcu hafifliğiyle… “Dünyanızdan…” diyor o yüzden. “Dünyanızdan…”

    Ben, “dünyamızda” rahatça yaslanacak bir koltuk bulmadan yemeğe oturmuyorum. Yolda olduğumu unutup, terk edeceğimi/terk edeceğini unuttuğum gölgeliklerde uyuya kalıyorum. Hiç mahcup olmuyorum. Her şeyi hak ettiğimi düşünüyorum. Hiç hayret etmiyorum. “Ne kadar az şükrediyorum…”

    Senai Demirci


    Cvp:
    Yazan Cevap içeriği
    Üye Profili boşluk
    eskici
    [ denizfeneri ]
    Yönetici
    Kullanıcı Resmi
    Kayıt Tarihi: 29.06.2011
    İleti Sayısı: 2.223
    Şehir: Bursa
    Durum: Forumda Değil
    İletişim E-Posta Gönder
    | Özel ileti Gönder
    Cevap Tarihi: 20.02.2012- 22:36
    Alıntı yaparak cevapla  



    Yanımızdakileri sonsuzluğa taşıran bir nazik bir uyarış. Dünyayı, “dünyamız” diye/bilmemize karşı yumuşacık bir anlayış. “Dünyamız”a “dünyanız” diyecek kadar yüce bir duruş, yüksekçe bir bakış…

    çok güzel bir tazı okumamıza vesile olduğun için ALLAH razı olsun ablacım oysa bizler herşeyimizle kaptırmışız dünya nimetlerine kendimizi sanki hiç   ölmeyecekmişiz gibi


    Resim Ekleme

    Yeni Başlık  Cevap Yaz



    Forum Ana Sayfası  »  İslami Kıssalar
     »  Sofraların Mahcubu

    Forum Ana Sayfası

    Forum Yazılımı:   php Kolay Forum (phpKF)  ©  2007 - 2010   phpKF Ekibi
    Tema:   islamiklimi   |   Selman

    islam iklimi

     RSS Beslemesini Görmek için Tıklayın   RSS Beslemesini Google Sayfama Ekle   RSS Beslemesini Yahoo Sayfama Ekle



    İslam İklimi Forumları